Nazilerin Bilinmeyen Kökleri
2005 yılında yayınlamış olduğum yazıya bazı detay bilgiler ekledim. Naziler, 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa'yı kana gölüne çeviren bir kitlesel suç örgütüdür. Bu konuda herkes hemfikir. Ancak Naziler, nasıl oluştular?, hangi aşamalardan geçtiler?, neden sembol olarak gamalı haçı seçtiler? bu konu biraz bulanık. Bu yüzden bu konuya ışık tutabilecek bilgileri derledim.
Theosophical Society ( 1875 )
Alman milliyetçiliği, Helene Petrovna Blavatsky ( Rus asilli bir medyum ),
Henry Steel Olcott, William Quan Judge ve arkadaşları tarafından 1875 yılında New
York'ta kurulan Theosophical Society adli Okült derneğinden büyük ölçüde
etkilenmişti.
Bu derneğin başlangıçtaki amacı medyumluk olgusu üzerine çalışmaktı. Olcott ve Blavatsky'nin Hindistan'a gitmesinden sonra derneğin çalışmaları Doğu dinlerine kaydı ve Derneğin gündemine alındı.
Teozofi, "kutsal hikmet" anlamına gelmektedir ve daha önce gizlemli ve Okült yazarlar tarafından kullanılmış bir terimdir. Doğu mistisizmi ve okültizmi ile masonluk, Gül-Haççılık, Kabala gibi Bati kaynaklı Okült gelenekleri birleştirmekti. Mason, Gül-Haç ve Kabala bağlantısından da anlaşıldığı gibi Theosophical Society, Tapınakçı geleneği koruyan, yani Yahudi mistisizmine siki sıkıya bağlı bir örgüttü. Bu, derneğin ambleminden bile anlaşılıyordu;
Tarikatın kullandığı iki sembol
Amblemin ortasında kocaman bir
Sifon yıldızı vardı, ayrıca taç ve kuyruğunu ısıran yılan gibi M. Tevrat
kaynaklı Yahudi sembolleri de amblemde yer alıyordu. Tüm bunların yanında, bir
de ilginç bir sembol daha vardı derneğin ambleminde; sonradan Nazi partisinin
sembolü haline gelecek olan gamalı haç! Theosophical Society'den Naziler'e
uzanan zincirin devamını incelediğimizde, daha da ilginç gerçeklerle
karsılaşıyoruz. Theosophical Society'den kısa bir süre sonra bir başka Alman
milliyetçisi Okült dernek daha kuruldu: Viril Derneği. Michael Howard'a göre,
Viril derneğinin amacı, "Theosophy derneğinin ve Kabala'nın mistik
sistemini, Illüminati locasının politik idealleri ile birleştirmekti."
Viril Derneği'nin amblemi ise tek başına gamalı haçtı.
Alman milliyetçileri tarafından ayni sıralarda kurulan bir diğer dernek ise
Armanenschafft adli gizli örgüttü.
Armanenschafft
En ünlü Alman gizemci olan Guido Von List, 1848'de Viyana'da doğmuştu. Cermen
mistisizmi, Cermen Paganizmi, Runik yazılar konusunda bir uzmandı. Madame
Blavatsky'nin hararetli bir takipçisiydi ama daha sonra onun tezlerini Cermen
Paganizmi'nden yola çıkarak ürettiği kendi düşünceleriyle birleştirdi. Ortaya
çıkan inanç siteminine de Armanizm ismini verdi.
List'in inandığı bir diğer şey rünlerin (runik harfler) büyülü gücü olduğuydu. Yıllarca süren süren araştırmaları sonrası bu düşünce doğrultusunda bir rün alfabesi de hazırladı. 1908'de The Secrets of the Runes (Rünlerin Sırrı) adlı kitabında 18 harflik rün alfabesini yayınladı. Akademisyenlerin reddettiği bu çalışma, sonradan başta SS'in başı Himmler olmak üzere Naziler tarafından kabul gördü. Naziler kullandıkları çoğu sembollerini bu alfabeden seçtiler. (SS amblemindeki özel S'ler gibi) Bu harfler Nazi Almanyası'nın pek çok yerinde görülmeye başladı. Tabi harflerin hepsine üstün gelen yine Swastika'ydı.
Armanenschafft, Avusturyali bir
okült uzmani olan Guido von List tarafından kurulmuştu ve Aryan ırkının
üstünlüğü teorisini kendine ideoloji olarak benimsemişti. Von List, kurduğu
derneği masonik sistemi örnek alarak, Çırak-Kalfa-Üstat gibi derecelere ayırdı.
Armanenschafft'in antik okült geleneği temsil ettiğini söylüyordu. Von List'e
göre, Katolik Kilisesi bu geleneği baskı altına almış, ancak bu gelenek
Tapınakçılar, Gül-Haçlar, simyacılar ve masonlar tarafından canlı tutulmuştu.
Simdi de Armanenschafft bu Tapınakçı geleneği canlandırmaya çalışacaktı.
Guido von List, kendi örgütünün disinda, iki gizli örgüt ile de yakin bir ilişki
içindeydi. Bu iki örgüt de List'in pan-Cermenik, aşırı sağcı görüslerini
paylasiyorlardi. Örgütlerin adlari ise oldukça ilginçti; Ordo Templi Orientis
ve Ordo Novi Templi, yani "doğu Tapınak Tarikatı" ve "Yeni Tapınakçılar
Tarikatı"!... Adlarindan da anlaşıldığı gibi bu iki örgüt de açıkça
Tapınakçı geleneği izleyen örgütlerdi. Örgütleri ve kurucularini
incelediğimizde bunu daha açık bir biçimde görebiliyoruz.
Ordo Templi Orientis ( OTO ), ( 1895 )
Karl Kellner ve Theodor Reuss adli ateşli iki Alman milliyetçisi tarafından kurulmuştu. Kellner ve Reuss'un önemli bir ortak özellikleri ise her ikisinin de yüksek dereceli birer mason olusuydu. Bu iki üstad mason, OTO'yu Memphis and Mizrahim adli bir İngiliz locasının obediyansi altinda kurmuslardi. OTO'nun kurulusunda önemli rol oynayan bir üçüncü isim ise çeşitli Gül-Haç localarina üye olan Dr. Franz Hartmann'di. Theodor Reuss da Almanya'nin çeşitli sehirlerinde Gül-Haç ve mason locaları kurmuştu. OTO'nun amaçları arasında, "tüm masonik ritlere açılan anahtarların ve seksüel büyü"nün ilerletilmesi vardı. Bu "seksüel büyü", büyük olasılıkla Tapınakçılar'ın sapkın özelliklerinden biri olan homoseksüelliğin yeni bir varyasyonuydu. OTO'nun mason kurucusu Theodor Reuss, 1912 yılında yazdığı bir kitapta, örgütün ritleri arasında "karşılıklı oral seks"in de yer aldığını açıklamıştı. OTO'nun İngiliz destekçilerinden Aleister Crowley'e göre ise bu "oral seks" ritüelinin kökeni, Illüminati örgütünün kurucusu Adam Weishaupt'un bir "buluşuydu ve ondan sonra da çeşitli Gül-Haç localarında uygulanır olmuştu. Aleister Crowley, bir süre sonra OTO'nun İngiliz kolunun üstadı oldu ve kendisine "Bafomet" adini takti. Bafomet, Ortaçağ'daki Tapınakçılar'ın kendisine tapındıkları bir tür puttu. OTO ile ayni dönemde faaliyet gösteren bir ikinci pan-Cermenik Tapınakçı örgütü ise az önce belirttiğimiz gibi Ordo Novi Templi, yani "Yeni Tapınakçılar Tarikatı'ydı.
Ordo Novi Templi
( Yeni Tapınakçılar Tarikatı )
1907
Ordo Novi Templi, yani "Yeni Tapınakçılar Tarikatı'ydı.. Örgüt, kendini
bir Ortaçağ kontunun reenkarnasyonu sayan Lanz von Liebenfels adli bir okültist
tarafından kurulmuştu. Liebenfels, yeni-putperestlik düşüncesine şiddetle
inanıyordu. Sonradan Nazi partisinin sembolü haline gelecek olan gamalı haç
sembolünü, eski putperest kaynaklardan bulup kullanan ilk kişi oydu.
örgütün Tapınakçı geleneği koruduğunu açıkça söylüyordu. İngiliz yazar Nicholas
Goodrick-Clarke, The Occult Roots of Nazism (Nazizm'in Okült Kökenleri) adli kitabında,
bu örgütün "1300'lü yıllarda kafirlik suçundan dağıtılmış olan Tapınak Şövalyeleri
örgütünün mirasçısı" olduğunu yazar. Örgüt, 1907 yılında Burg
Werfenstein'deki bir Ortaçağ şatosunda bir "Aryan Şövalye Tarikatı" kimliğinde
kurulmuştu. Bu Aryan-Tapınakçı örgütün şatonun burçlarına asılmış olan bayrağı
ise gamalı haçtı.
Lanz'ın kurduğu Ordo Novi Templi adlı örgüt, kendini tamamen putperestliğin
yeniden doğuşuna adamıştı. Lanz, eski putperest Alman kavimlerinin
tanrılarından biri olan "Wotan"a taptığını açıkça ilan etmişti. Ona
göre Wotanizm, Alman halkının özgün diniydi ve Almanlar ancak bu dine dönmekle
kurtulabilirlerdi.
Naziler'in öncülerinden biri olan Ordo Novi Templi, tahmin edilebileceği gibi aşırı
sağcı bir ideolojiye sahipti ve dahası, Avrupa'daki çeşitli aşırı sağcı
gruplarla da ilişki içindeydi. İngiliz tarihçi Michael Howard, örgütün 1910'lu
ve 20'li yıllarda Avrupa ve Amerika'daki aşırı sağcı gruplar için "uluslararası
koordinatör" işlevi gördüğünü yazıyor. Bu gruplar içinde, Sırp
milliyetçileri en dikkat çekenlerden biriydi. Ordo Novi Templi, I. Dünya Savaşı'nın
patlak vermesine neden olan milliyetçi Sırp grupları ile çok yakin ilişkilere
sahipti.
19. yüzyılın başında, Almanya'da aşırı sağ eğilimlere sahip ve birbirleriyle de
yakin ilişkilere sahip olan üç Tapınakçı örgüt kurulmuş durumdaydı: Armanenschafft,
Ordo Templi Orientis ve Ordo Novi Templi. Her üçü de Tapınakçı geleneğe bağlı,
yani Kabala mistisizmine ve masonik ideolojiye sahip olan bu üç örgütün en
önemli icraatlarından birisi, Michael Howard'a göre, Germenorden (Alman Tarikatı)
adli örgütün kurulusuydu. I. Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde kurulan örgüt,
Aryan ırkının üstünlüğünü savunuyor, pan-Cermenik bir Alman İmparatorluğu'nun kurulmasını
ve Hıristiyanlık öncesi (pagan) antik Alman kültürünün yeniden uyandırılmasını
hedefliyordu. Örgütün amblemi gamalı haçtı ve tüm ritüellerini de mason
ritüellerinden almıştı. I. Dünya Savaşı sırasında ateşli Alman milliyetçilerini
organize eden Germenorden'in ortaya çıkardığı en önemli sonuç ise savaşın hemen
bitiminde kurulan ünlü Thule Derneği'ydi.
Thule Derneği ( 1918 )
Thule Derneği, ya da Almanca adıyla Thule Gesselschaft, Baron Rudolf von Sebottendorff adli bir Alman milliyetçisi tarafından Germenorden'in devamı niteliğinde 17.08.1918'de kuruldu.
Thule Örgütü'nün adını nereden aldığı konusunda çeşitli rivayetler vardır. Bir
rivayete göre Örgüt, adını " Thule Kornen"den almıştı. " Thule ", İzlanda
efsanelerindeki batık bir kıtanın adıdır.Başka bir rivayete göre Bir Tibet
efsanesine göre, üç-dört bin yıl önce, Orta Asya' da, Gobi' de çok büyük bir
uygarlık vardı. Bu uygarlık, bir felaket, belki de bir atom savaşı sonucu
yıkılır; Gobi bir çöle dönüşür. Bu felaketten canını kurtarabilenler, Kuzey
Avrupa'ya ve Kafkasya' ya göç ederler.
Sebottendorff'u bu denli önemli kılan icraatı ise kuskusuz kurduğu ünlü Thule derneğiydi.
Baron, 1910 yılında, İstanbul' da bulunduğu sıralarda, masonluk ve simya
prensiplerini anti-komünizm ve aşırı sağ felsefe ile birleştiren kendine bağlı
yeni bir örgüt kurmaya karar verdi. 1916 yılında Germenorden ile bağlantıya
geçti ve sonraki iki yıl içinde örgütün en etkin üyesi haline geldi. Sonuçta,
1918 yılında Germenorden'in adi Thule Gesselschaft' a dönüştürüldü ve
Sebottendorff da örgütün büyük üstadı oldu. Umberto Eco, Thule'nin kurulusunu
söyle anlatıyor:
" 1912'de Ari irkin üstünlüğünü öne süren Germenorden diye bir grup oluşuyor.
1918'de Baron von Sebottendorff diye biri buna bağlı bir grup kuruyor: Thule
Gesselschaft; gizli bir dernek. Tapınakçı geleneğe Bağlılığın çeşitlemelerinden
biri ama güçlü ırksal, pan-Cermenist, Yeni-Arilik eğilimleri var. "
Sebottendorff ilginç birisiydi. Doğuya geziler yapmış, Mısır ve İstanbul'da
uzun süre kalmıştı. Bu gezileri sırasında simya, astroloji ve Kabala üzerinde çalışmış,
Gül-Haç felsefesi üzerinde de uzun araştırmalar yapmıştı.
Bu gizemli örgütün kurucusu İslâm-doğu mistizminden, simyacılığından etkilenen;
Almanca, Osmanlıca, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, Rusça ve Latince
bilen Baron Rudolf von Sebottendorff ( asıl adı Adam Alfred Rudolf Glauer ), 1899-1901
yılları arasında Kahire'de bulunmuş, burada ve geldiği İstanbul'da İslâmiyet'teki
Rafızî akımları temsilcileri ile ilişkiler kurmuştu; Enver Paşa ailesi
ve İttihat ve Terakki ile yakın ilişkilerine dayanarak, 1911'de Osmanlı-Türk
vatandaşlığına geçmiş; hem düzensiz mason locası, hem de ünlü Germen asıllı
Hıristiyan " Gül ve Haç "(Christian Rosenkreutz)ları örgütü ve de Bektaşi
tarikatı üyesi olmuş; 1912 yılında Leipzig'de monarşist Alman
aristokratları etrafına toplayarak Thule örgütünü kurmuştu. 1901 yılında, Fransız
Grand Orient obediyansina bağlı olan bir mason locasına katildi.
Sebottendorff'un bağlı olduğu loca politik amaçları olan bir locaydı ve o
dönemde Halife Abdülhamit'e karşı devrim hazırlığı yapan İttihat ve Terakki
Derneği ile de çok yakin ilişkilere sahipti.
Baron 1919'da Thule'nin yönetiminden ayrılarak İsviçre'ye gitmiş; 1924'te
İstanbul'a dönmüş; Sebottendorff, " Bursa'da Abraham Termudi adli bir
Yahudi bankerin delaletiyle Memphis adıyla tanınan mason locasına üye yapılmıştı.
" Baron, o yıllarda bir de Türk Masonluğu ve Bektaşilik adli bir
kitap yazmıştı. 1929-31 yılları arasında ABD'de bulunmuştu; 1933'de Hitler'in
Şansölye olmasından sonra Almanya'ya dönmüştü.
1934 yılında " Uzun Bıçaklar Gecesi" nde SA'ların tasfiyesi sırasında
tutuklandığı ve öldürüldüğü iddia edilmişse de; Türk vatandaşı kimliği
taşıdığı için eski İttihatçı Türkiye Büyükelçisinin çabası ile serbest
bırakılmış o da sahte bir kimlikle önce İsviçre'ye sonra da İstanbul'a
gelmiştir. Bu sırada Türkiye'deki görevi sırasında Türkçe
öğrenmiş olan Kardinal Angelo Roncalli (daha sonra Papa 23. John " Türk Papa
" olarak taç giyecektir) İstanbul'dadır ve " Gül ve Haç " örgütüne insinye
edilmiştir. (Bu olay 6 Eylül 2000 Çarşamba tarihli milliyet gazetesinde de yer
almıştır.)
Yukarıda yazılanlardan da anlaşıldığı gibi "Tapınakçı geleneğe Bağlılığın çeşitlemelerinden
biri" ya da daha basit bir ifadeyle özgün bir mason locası olan Thule,
Nazi partisinin öncüsü ve hatta gerçek kurucusuydu. Örgüt kurulduktan sonra hızla
büyüdü. 1918 yılında yalnızca Münih kentinde 250, tüm Bavyera'da ise 1.500
üyeye sahipti. Üyeler arasında; yargıçlar, avukatlar, polis şefleri,
aristokratlar, doktorlar, üniversite hocaları, bilim adamları, subaylar,
sanayiciler ve is adamları vardı. Önde gelen üyelerden Bavyera Adalet Bakanı
Franz Gurtner, ayni makama Nazi rejimi sırasında da atandı. Thule üyelerinden
polis şefi Wilhelm Frick ise Nazi Almanyası'nda İçişleri Bakanlığı yapacaktı.
Thule'nin Nazi partisine dönüşümü bir dizi olayın sonucunda gerçekleşti. Örgüt,
kurulduğu günden itibaren komünistlerle sürekli çatışma halindeydi. 1919'daki
komünist ayaklanma sırasında Thule yeraltına çekildi ve aşırı sağcı karşı-devrimcileri
organize ederek silahlı bir terör gücü oluşturdu. Komünistlere karşı halk desteği
kazanmak içinse, Alman İşçi Partisi'ni kurdu. İşte bu sıralarda Adolf Hitler de
Thule'ye katildi. Hitler, savaş öncesi dönemde okültizmle yakından ilgilenmiş,
özellikle Armanenschafft'in kurucusu Guido von List'in teorilerinden çok
etkilenmişti. Bu nedenle, bir Tapınakçı örgütü olan Thule'ye kolayca adapte
oldu. Thule'nin siyasi uzantısı olan Alman İşçi Partisi'nin kendisine amblem
olarak gamalı haçı seçmesi ise Hitler'in etkisiyle olmuştu. 1920 yılında Alman İşçi
Partisi'nin adi Nasyonal Sosyalist Parti ( Nazi Partisi ) olarak değiştirildi.
Partinin lideri ise elbette Hitler'di. Hitler'in bu hızlı yükselişi, Thule'nin desteği
ile olmuştu.
Theosophical Society'den başlayarak; Viril, Armanenschafft, Ordo Templi
Orientis, Ordo Novi Templi, Germenorden ve Thule gibi Okült derneklerin
birbirlerinden aktararak taşıdıkları Tapınakçı-mason geleneği, Nazi partisinin
gerçek kökenini oluşturmuştu. Naziler, 1314 yılında kesin olarak
yasaklanmalarının ardından yeraltına giren ve Gül-Haç ve masonluk gibi
örgütlerle yeniden ortaya çıkan Tapınakçı geleneğin yeni bir varyasyonundan
başka bir şey değildiler. Bunu açıkça ifade etmekten de çekinmediler. Hitler,
Nazi parti sistemini mason localarının sistemine uygun bir biçimde düzenlemiş
ve bunu da açık açık söylemişti. 1934 yılında ise söyle demişti: "Biz bir
örgüt kuracağız, saf kan ilkesinin etrafında toplanmış Tapınak Şövalyeleri Biraderliği."
Bu "Tapınak Şövalyeleri Biraderliği'ni kurmakla görevlendirilen kişi ise
kısa zamanda III. Reich'in Hitler'den sonraki ikinci adami haline gelecek olan
Heinrich Himmler'di. Himmler, 1920'li yıllarda Hitler'in bodyguardları olarak
görev yapmış olan SS (Schutzstaffel) örgütünü Tapınakçı ve mason sistemine göre
düzenleme isini üstlendi. Himmler, SS'ler içinde özel bir araştırma grubu da
oluşturdu; bu grup, Tapınakçılar'ın ve diğer Okült derneklerin tarih içindeki
yerini araştırmakla görevliydi. SS'ler ayni zamanda Tapınakçılar'ın belirgin özelliği
olan anti-Hıristiyan ritüellere de sahiptiler. Himmler'in liderliğinde yapılan
SS törenlerinde Nasyonal-Sosyalist marslar söylenerek Hıristiyan haçı yakılır
ve yerine gamalı haç yerleştirilirdi.



