Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |
e-turkiyemRSSYorum RSS
2 tane "oz damgası" etiketli yazı bulundu "oz damgası" tagli diger ogeler resimler , videolar

Nazilerin Bilinmeyen Kökleri 

2005 yılında yayınlamış olduğum yazıya bazı detay bilgiler ekledim. Naziler, 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa'yı kana gölüne çeviren bir kitlesel suç örgütüdür. Bu konuda herkes hemfikir. Ancak Naziler, nasıl oluştular?, hangi aşamalardan geçtiler?, neden sembol olarak gamalı haçı seçtiler? bu konu biraz bulanık. Bu yüzden bu konuya ışık tutabilecek bilgileri derledim.

Theosophical Society ( 1875 )

Helene Petrovna Blavatsky


Alman milliyetçiliği, Helene Petrovna Blavatsky ( Rus asilli bir medyum ), Henry Steel Olcott, William Quan Judge ve arkadaşları tarafından 1875 yılında New York'ta kurulan Theosophical Society adli Okült derneğinden büyük ölçüde etkilenmişti.

Bu derneğin başlangıçtaki amacı medyumluk olgusu üzerine çalışmaktı. Olcott ve Blavatsky'nin Hindistan'a gitmesinden sonra derneğin çalışmaları Doğu dinlerine kaydı ve Derneğin gündemine alındı.

Teozofi, "kutsal hikmet" anlamına gelmektedir ve daha önce gizlemli ve Okült yazarlar tarafından kullanılmış bir terimdir. Doğu mistisizmi ve okültizmi ile masonluk, Gül-Haççılık, Kabala gibi Bati kaynaklı Okült gelenekleri birleştirmekti. Mason, Gül-Haç ve Kabala bağlantısından da anlaşıldığı gibi Theosophical Society, Tapınakçı geleneği koruyan, yani Yahudi mistisizmine siki sıkıya bağlı bir örgüttü. Bu, derneğin ambleminden bile anlaşılıyordu;

Tarikatın kullandığı iki sembol

Amblemin ortasında kocaman bir Sifon yıldızı vardı, ayrıca taç ve kuyruğunu ısıran yılan gibi M. Tevrat kaynaklı Yahudi sembolleri de amblemde yer alıyordu. Tüm bunların yanında, bir de ilginç bir sembol daha vardı derneğin ambleminde; sonradan Nazi partisinin sembolü haline gelecek olan gamalı haç! Theosophical Society'den Naziler'e uzanan zincirin devamını incelediğimizde, daha da ilginç gerçeklerle karsılaşıyoruz. Theosophical Society'den kısa bir süre sonra bir başka Alman milliyetçisi Okült dernek daha kuruldu: Viril Derneği. Michael Howard'a göre, Viril derneğinin amacı, "Theosophy derneğinin ve Kabala'nın mistik sistemini, Illüminati locasının politik idealleri ile birleştirmekti." Viril Derneği'nin amblemi ise tek başına gamalı haçtı.

Alman milliyetçileri tarafından ayni sıralarda kurulan bir diğer dernek ise Armanenschafft adli gizli örgüttü.

Armanenschafft


Guido Von List


En ünlü Alman gizemci olan Guido Von List, 1848'de Viyana'da doğmuştu. Cermen mistisizmi, Cermen Paganizmi, Runik yazılar konusunda bir uzmandı. Madame Blavatsky'nin hararetli bir takipçisiydi ama daha sonra onun tezlerini Cermen Paganizmi'nden yola çıkarak ürettiği kendi düşünceleriyle birleştirdi. Ortaya çıkan inanç siteminine de Armanizm ismini verdi.

List'in inandığı bir diğer şey rünlerin (runik harfler) büyülü gücü olduğuydu. Yıllarca süren süren araştırmaları sonrası bu düşünce doğrultusunda bir rün alfabesi de hazırladı. 1908'de The Secrets of the Runes (Rünlerin Sırrı) adlı kitabında 18 harflik rün alfabesini yayınladı. Akademisyenlerin reddettiği bu çalışma, sonradan başta SS'in başı Himmler olmak üzere Naziler tarafından kabul gördü. Naziler kullandıkları çoğu sembollerini bu alfabeden seçtiler. (SS amblemindeki özel S'ler gibi) Bu harfler Nazi Almanyası'nın pek çok yerinde görülmeye başladı. Tabi harflerin hepsine üstün gelen yine Swastika'ydı.

Armanenschafft, Avusturyali bir okült uzmani olan Guido von List tarafından kurulmuştu ve Aryan ırkının üstünlüğü teorisini kendine ideoloji olarak benimsemişti. Von List, kurduğu derneği masonik sistemi örnek alarak, Çırak-Kalfa-Üstat gibi derecelere ayırdı. Armanenschafft'in antik okült geleneği temsil ettiğini söylüyordu. Von List'e göre, Katolik Kilisesi bu geleneği baskı altına almış, ancak bu gelenek Tapınakçılar, Gül-Haçlar, simyacılar ve masonlar tarafından canlı tutulmuştu. Simdi de Armanenschafft bu Tapınakçı geleneği canlandırmaya çalışacaktı.

Guido von List, kendi örgütünün disinda, iki gizli örgüt ile de yakin bir ilişki içindeydi. Bu iki örgüt de List'in pan-Cermenik, aşırı sağcı görüslerini paylasiyorlardi. Örgütlerin adlari ise oldukça ilginçti; Ordo Templi Orientis ve Ordo Novi Templi, yani "doğu Tapınak Tarikatı" ve "Yeni Tapınakçılar Tarikatı"!... Adlarindan da anlaşıldığı gibi bu iki örgüt de açıkça Tapınakçı geleneği izleyen örgütlerdi. Örgütleri ve kurucularini incelediğimizde bunu daha açık bir biçimde görebiliyoruz.


Ordo Templi Orientis ( OTO ), ( 1895 )

Carl Kellner Theodor Reuss Aleister Crowley
Carl Kellner Theodor Reuss Aleister Crowley

Karl Kellner ve Theodor Reuss adli ateşli iki Alman milliyetçisi tarafından kurulmuştu. Kellner ve Reuss'un önemli bir ortak özellikleri ise her ikisinin de yüksek dereceli birer mason olusuydu. Bu iki üstad mason, OTO'yu Memphis and Mizrahim adli bir İngiliz locasının obediyansi altinda kurmuslardi. OTO'nun kurulusunda önemli rol oynayan bir üçüncü isim ise çeşitli Gül-Haç localarina üye olan Dr. Franz Hartmann'di. Theodor Reuss da Almanya'nin çeşitli sehirlerinde Gül-Haç ve mason locaları kurmuştu. OTO'nun amaçları arasında, "tüm masonik ritlere açılan anahtarların ve seksüel büyü"nün ilerletilmesi vardı. Bu "seksüel büyü", büyük olasılıkla Tapınakçılar'ın sapkın özelliklerinden biri olan homoseksüelliğin yeni bir varyasyonuydu. OTO'nun mason kurucusu Theodor Reuss, 1912 yılında yazdığı bir kitapta, örgütün ritleri arasında "karşılıklı oral seks"in de yer aldığını açıklamıştı. OTO'nun İngiliz destekçilerinden Aleister Crowley'e göre ise bu "oral seks" ritüelinin kökeni, Illüminati örgütünün kurucusu Adam Weishaupt'un bir "buluşuydu ve ondan sonra da çeşitli Gül-Haç localarında uygulanır olmuştu. Aleister Crowley, bir süre sonra OTO'nun İngiliz kolunun üstadı oldu ve kendisine "Bafomet" adini takti. Bafomet, Ortaçağ'daki Tapınakçılar'ın kendisine tapındıkları bir tür puttu. OTO ile ayni dönemde faaliyet gösteren bir ikinci pan-Cermenik Tapınakçı örgütü ise az önce belirttiğimiz gibi Ordo Novi Templi, yani "Yeni Tapınakçılar Tarikatı'ydı.

Ordo Novi Templi

( Yeni Tapınakçılar Tarikatı )

1907

Lanz von Liebenfels

Ordo Novi Templi, yani "Yeni Tapınakçılar Tarikatı'ydı.. Örgüt, kendini bir Ortaçağ kontunun reenkarnasyonu sayan Lanz von Liebenfels adli bir okültist tarafından kurulmuştu. Liebenfels, yeni-putperestlik düşüncesine şiddetle inanıyordu. Sonradan Nazi partisinin sembolü haline gelecek olan gamalı haç sembolünü, eski putperest kaynaklardan bulup kullanan ilk kişi oydu.

örgütün Tapınakçı geleneği koruduğunu açıkça söylüyordu. İngiliz yazar Nicholas Goodrick-Clarke, The Occult Roots of Nazism (Nazizm'in Okült Kökenleri) adli kitabında, bu örgütün "1300'lü yıllarda kafirlik suçundan dağıtılmış olan Tapınak Şövalyeleri örgütünün mirasçısı" olduğunu yazar. Örgüt, 1907 yılında Burg Werfenstein'deki bir Ortaçağ şatosunda bir "Aryan Şövalye Tarikatı" kimliğinde kurulmuştu. Bu Aryan-Tapınakçı örgütün şatonun burçlarına asılmış olan bayrağı ise gamalı haçtı.

Lanz'ın kurduğu Ordo Novi Templi adlı örgüt, kendini tamamen putperestliğin yeniden doğuşuna adamıştı. Lanz, eski putperest Alman kavimlerinin tanrılarından biri olan "Wotan"a taptığını açıkça ilan etmişti. Ona göre Wotanizm, Alman halkının özgün diniydi ve Almanlar ancak bu dine dönmekle kurtulabilirlerdi.

Naziler'in öncülerinden biri olan Ordo Novi Templi, tahmin edilebileceği gibi aşırı sağcı bir ideolojiye sahipti ve dahası, Avrupa'daki çeşitli aşırı sağcı gruplarla da ilişki içindeydi. İngiliz tarihçi Michael Howard, örgütün 1910'lu ve 20'li yıllarda Avrupa ve Amerika'daki aşırı sağcı gruplar için "uluslararası koordinatör" işlevi gördüğünü yazıyor. Bu gruplar içinde, Sırp milliyetçileri en dikkat çekenlerden biriydi. Ordo Novi Templi, I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olan milliyetçi Sırp grupları ile çok yakin ilişkilere sahipti.

19. yüzyılın başında, Almanya'da aşırı sağ eğilimlere sahip ve birbirleriyle de yakin ilişkilere sahip olan üç Tapınakçı örgüt kurulmuş durumdaydı: Armanenschafft, Ordo Templi Orientis ve Ordo Novi Templi. Her üçü de Tapınakçı geleneğe bağlı, yani Kabala mistisizmine ve masonik ideolojiye sahip olan bu üç örgütün en önemli icraatlarından birisi, Michael Howard'a göre, Germenorden (Alman Tarikatı) adli örgütün kurulusuydu. I. Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde kurulan örgüt, Aryan ırkının üstünlüğünü savunuyor, pan-Cermenik bir Alman İmparatorluğu'nun kurulmasını ve Hıristiyanlık öncesi (pagan) antik Alman kültürünün yeniden uyandırılmasını hedefliyordu. Örgütün amblemi gamalı haçtı ve tüm ritüellerini de mason ritüellerinden almıştı. I. Dünya Savaşı sırasında ateşli Alman milliyetçilerini organize eden Germenorden'in ortaya çıkardığı en önemli sonuç ise savaşın hemen bitiminde kurulan ünlü Thule Derneği'ydi.

 

Thule Derneği ( 1918 )

Thule Derneği, ya da Almanca adıyla Thule Gesselschaft, Baron Rudolf von Sebottendorff adli bir Alman milliyetçisi tarafından Germenorden'in devamı niteliğinde 17.08.1918'de kuruldu.

Thule Örgütü'nün adını nereden aldığı konusunda çeşitli rivayetler vardır. Bir rivayete göre Örgüt, adını " Thule Kornen"den almıştı. " Thule ", İzlanda efsanelerindeki batık bir kıtanın adıdır.Başka bir rivayete göre Bir Tibet efsanesine göre, üç-dört bin yıl önce, Orta Asya' da, Gobi' de çok büyük bir uygarlık vardı. Bu uygarlık, bir felaket, belki de bir atom savaşı sonucu yıkılır; Gobi bir çöle dönüşür. Bu felaketten canını kurtarabilenler, Kuzey Avrupa'ya ve Kafkasya' ya göç ederler.

Sebottendorff'u bu denli önemli kılan icraatı ise kuskusuz kurduğu ünlü Thule derneğiydi. Baron, 1910 yılında, İstanbul' da bulunduğu sıralarda, masonluk ve simya prensiplerini anti-komünizm ve aşırı sağ felsefe ile birleştiren kendine bağlı yeni bir örgüt kurmaya karar verdi. 1916 yılında Germenorden ile bağlantıya geçti ve sonraki iki yıl içinde örgütün en etkin üyesi haline geldi. Sonuçta, 1918 yılında Germenorden'in adi Thule Gesselschaft' a dönüştürüldü ve Sebottendorff da örgütün büyük üstadı oldu. Umberto Eco, Thule'nin kurulusunu söyle anlatıyor:

" 1912'de Ari irkin üstünlüğünü öne süren Germenorden diye bir grup oluşuyor. 1918'de Baron von Sebottendorff diye biri buna bağlı bir grup kuruyor: Thule Gesselschaft; gizli bir dernek. Tapınakçı geleneğe Bağlılığın çeşitlemelerinden biri ama güçlü ırksal, pan-Cermenist, Yeni-Arilik eğilimleri var. "

Sebottendorff ilginç birisiydi. Doğuya geziler yapmış, Mısır ve İstanbul'da uzun süre kalmıştı. Bu gezileri sırasında simya, astroloji ve Kabala üzerinde çalışmış, Gül-Haç felsefesi üzerinde de uzun araştırmalar yapmıştı.

Bu gizemli örgütün kurucusu İslâm-doğu mistizminden, simyacılığından etkilenen; Almanca, Osmanlıca, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, Rusça ve Latince bilen Baron Rudolf von Sebottendorff ( asıl adı Adam Alfred Rudolf Glauer ), 1899-1901 yılları arasında Kahire'de bulunmuş, burada ve geldiği İstanbul'da İslâmiyet'teki Rafızî akımları temsilcileri ile ilişkiler kurmuştu; Enver Paşa ailesi ve İttihat ve Terakki ile yakın ilişkilerine dayanarak, 1911'de Osmanlı-Türk vatandaşlığına geçmiş; hem düzensiz mason locası, hem de ünlü Germen asıllı Hıristiyan " Gül ve Haç "(Christian Rosenkreutz)ları örgütü ve de Bektaşi tarikatı üyesi olmuş; 1912 yılında Leipzig'de monarşist Alman aristokratları etrafına toplayarak Thule örgütünü kurmuştu. 1901 yılında, Fransız Grand Orient obediyansina bağlı olan bir mason locasına katildi. Sebottendorff'un bağlı olduğu loca politik amaçları olan bir locaydı ve o dönemde Halife Abdülhamit'e karşı devrim hazırlığı yapan İttihat ve Terakki Derneği ile de çok yakin ilişkilere sahipti.

Baron 1919'da Thule'nin yönetiminden ayrılarak İsviçre'ye gitmiş; 1924'te İstanbul'a dönmüş; Sebottendorff, " Bursa'da Abraham Termudi adli bir Yahudi bankerin delaletiyle Memphis adıyla tanınan mason locasına üye yapılmıştı. " Baron, o yıllarda bir de Türk Masonluğu ve Bektaşilik adli bir kitap yazmıştı. 1929-31 yılları arasında ABD'de bulunmuştu; 1933'de Hitler'in Şansölye olmasından sonra Almanya'ya dönmüştü.

1934 yılında " Uzun Bıçaklar Gecesi" nde SA'ların tasfiyesi sırasında tutuklandığı ve öldürüldüğü iddia edilmişse de; Türk vatandaşı kimliği taşıdığı için eski İttihatçı Türkiye Büyükelçisinin çabası ile serbest bırakılmış o da sahte bir kimlikle önce İsviçre'ye sonra da İstanbul'a gelmiştir. Bu sırada Türkiye'deki görevi sırasında Türkçe öğrenmiş olan Kardinal Angelo Roncalli (daha sonra Papa 23. John " Türk Papa " olarak taç giyecektir) İstanbul'dadır ve " Gül ve Haç " örgütüne insinye edilmiştir. (Bu olay 6 Eylül 2000 Çarşamba tarihli milliyet gazetesinde de yer almıştır.)

Yukarıda yazılanlardan da anlaşıldığı gibi "Tapınakçı geleneğe Bağlılığın çeşitlemelerinden biri" ya da daha basit bir ifadeyle özgün bir mason locası olan Thule, Nazi partisinin öncüsü ve hatta gerçek kurucusuydu. Örgüt kurulduktan sonra hızla büyüdü. 1918 yılında yalnızca Münih kentinde 250, tüm Bavyera'da ise 1.500 üyeye sahipti. Üyeler arasında; yargıçlar, avukatlar, polis şefleri, aristokratlar, doktorlar, üniversite hocaları, bilim adamları, subaylar, sanayiciler ve is adamları vardı. Önde gelen üyelerden Bavyera Adalet Bakanı Franz Gurtner, ayni makama Nazi rejimi sırasında da atandı. Thule üyelerinden polis şefi Wilhelm Frick ise Nazi Almanyası'nda İçişleri Bakanlığı yapacaktı.

Thule'nin Nazi partisine dönüşümü bir dizi olayın sonucunda gerçekleşti. Örgüt, kurulduğu günden itibaren komünistlerle sürekli çatışma halindeydi. 1919'daki komünist ayaklanma sırasında Thule yeraltına çekildi ve aşırı sağcı karşı-devrimcileri organize ederek silahlı bir terör gücü oluşturdu. Komünistlere karşı halk desteği kazanmak içinse, Alman İşçi Partisi'ni kurdu. İşte bu sıralarda Adolf Hitler de Thule'ye katildi. Hitler, savaş öncesi dönemde okültizmle yakından ilgilenmiş, özellikle Armanenschafft'in kurucusu Guido von List'in teorilerinden çok etkilenmişti. Bu nedenle, bir Tapınakçı örgütü olan Thule'ye kolayca adapte oldu. Thule'nin siyasi uzantısı olan Alman İşçi Partisi'nin kendisine amblem olarak gamalı haçı seçmesi ise Hitler'in etkisiyle olmuştu. 1920 yılında Alman İşçi Partisi'nin adi Nasyonal Sosyalist Parti ( Nazi Partisi ) olarak değiştirildi. Partinin lideri ise elbette Hitler'di. Hitler'in bu hızlı yükselişi, Thule'nin desteği ile olmuştu.

Theosophical Society'den başlayarak; Viril, Armanenschafft, Ordo Templi Orientis, Ordo Novi Templi, Germenorden ve Thule gibi Okült derneklerin birbirlerinden aktararak taşıdıkları Tapınakçı-mason geleneği, Nazi partisinin gerçek kökenini oluşturmuştu. Naziler, 1314 yılında kesin olarak yasaklanmalarının ardından yeraltına giren ve Gül-Haç ve masonluk gibi örgütlerle yeniden ortaya çıkan Tapınakçı geleneğin yeni bir varyasyonundan başka bir şey değildiler. Bunu açıkça ifade etmekten de çekinmediler. Hitler, Nazi parti sistemini mason localarının sistemine uygun bir biçimde düzenlemiş ve bunu da açık açık söylemişti. 1934 yılında ise söyle demişti: "Biz bir örgüt kuracağız, saf kan ilkesinin etrafında toplanmış Tapınak Şövalyeleri Biraderliği." Bu "Tapınak Şövalyeleri Biraderliği'ni kurmakla görevlendirilen kişi ise kısa zamanda III. Reich'in Hitler'den sonraki ikinci adami haline gelecek olan Heinrich Himmler'di. Himmler, 1920'li yıllarda Hitler'in bodyguardları olarak görev yapmış olan SS (Schutzstaffel) örgütünü Tapınakçı ve mason sistemine göre düzenleme isini üstlendi. Himmler, SS'ler içinde özel bir araştırma grubu da oluşturdu; bu grup, Tapınakçılar'ın ve diğer Okült derneklerin tarih içindeki yerini araştırmakla görevliydi. SS'ler ayni zamanda Tapınakçılar'ın belirgin özelliği olan anti-Hıristiyan ritüellere de sahiptiler. Himmler'in liderliğinde yapılan SS törenlerinde Nasyonal-Sosyalist marslar söylenerek Hıristiyan haçı yakılır ve yerine gamalı haç yerleştirilirdi.

 

Gamalı Haç, Svastika, OZ damgası ve ÖN-TÜRKLER 

OQ Türkleri, OQ damgasıyla temsil edilirlerdi. Geçmişte kullanılan bu işaret günümüze kadar halı, kilim ve taşa uygulanmış biçimde süregelmiştir. OQ Türkleri zamanla Hıristiyanlığı benimseyince bu OQ damgalarını kullanmaya devam etmişlerdir. Ön-Türklerin de kullandığı OQ damgası yönetim, savaşçı manalarına da gelmektedir. Ok ucu, ok bayrağı demek olan OQ kelimesi, Latincede kroçe (croce) şekline dönüşerek haç anlamında kullanılmıştır. Ayrıca OZ, damgasını göç ettikleri yeni mekânlarına da taşımışlardır. OZ damgası, Gamalı Haç, Svastika olarak da bilinmektedir. Bu damga Ön-Türkler'de OZ'laşarak tanrıya erişmeyi temsil eder.

Orta asya medeniyet abidelerinin üzerinde bulunan çok sayıda kaya resmi, işaret ve damga yüzyıllardan günümüze ulaşmıştır. Bunlardan en gizemli ve ve en çok kullanılan işaretlerden biri de "OZ" damgası/çarkı felektir.

Ahmet Yesevi ( 1093 - 1156 ) Türbesi, ana kapının sağ tarafında değişik tasvir edilmiş bir svastika, ana kapının sol tarafında ise bildiğimiz svastika bulunmaktadır.

Ön-Türklerde kullanılan "OZ" diye okunan damganın nerede, ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmese de çoğunlukla "svastika" olara isimlendirilmiştir. Svastika, Hintçe bir kelime olup, "Si" yada "su" (iyi) ve "as" (olmak) eklerinden oluşmaktadır. Bu şekliyle kelime, "mutluluk" ve "hayal" anlamına gelir.

Bir Hindu tapınağı Delhi, Hindistan

Bir Hindu dua ediyor.

Svastika ( Gamalı Haç ) Doğu kültürlerinin vazgeçilmez bir unsuru.

Budha heykelinin göğsünün üzerinde svastika simgesini görüyoruz.

Bu damga Ön-Türk göçleriyle Hindistan'a gitmiş, Nazilerin Hint/Cerman ırkı teorilerinin amblemi olarak ortaya çıkmıştır. Ön-Türklerde "OZ" laşarak Tanrıya erişmeyi temsil eden bu damga, Nazilerde insanlık suçu timsali olarak kullanılmıştır.



Nazi partisinin kurulmasına neden olan THULE tarikatının kurucusu Alman milliyetçisi Baron Rudolf von Sebottendorff, Hint-Cermen ırkı teorilerine dayanarak tarikatın amblemi olarak svastika kullanmışlardır.

"OZ Damgası" öbür dünyaya geçerek orada şekil değiştirerek ( metamorfoz ) yeniden oluşum şeklindeki düşünceyi kapsar. Mevlevi ve Bektaşilerde, insanların grup halinde eksenleri etrafında dönerek "göğe" yükselme inancı yaygındır.

Saz şairleri de sazları ile Canları "OZ" laştırır. Tanrıya eriştirirler. Bu nedenle saz şairlerine OZ/AN denilmektedir.

"OZ" laşma kavramının, ateş kültünden geldiği düşünülmektedir. Bu kavram, güneş kültüne ait kutsama töreninde görülmektedir. Kutsama Töreni de, Tanrı Boğanın boynuzlarıyla güneşe erişilen yeryüzünün iyilik ve bereketini, güneş vasıtasıyla ışık ve enerji halinde yeryüzüne yılan şeklinde ulaşmasını temsil etmektedir.

M.Ö. 8 binlere ait kaya resimlerinde gördüğümüz dünya görüşü, gelenek halinde günümüze gelmiştir. "OZ" laşarak Tanrıya ulaşma fikri, Mevlanaları, Yunus Emreleri Anadolu'ya gönderen Ahmet Yesevi' nin temel felsefesi idi. Ahmet Yesevi için yaptırılan külliyenin temel süsleme motiflerini "OZ damga"sı oluşturmaktadır.

Tarihin bir çok devrinde bir çok millet, bu damgayı kendisine göre yorumlamış, sahip çıkmıştır. En eski örnekleri, Türkistan, Kara - tau, Ala - tau ve Jungar Ala - tau'larında bulunmaktadır. Karatav Kültürü, Himalayalar' ın güney batısından, Hindistan'ın kuzey batısındaki Aravallı dağlarına, ve eteklerindeki THAR çölüne kadar iner. Karatav Kültürü'nün doğu sınırı Himalayaları ve Tibet'i batıdan çevirir. Çin'e gitmez. Kuzeye Yükselir. Fergana vadisini geçer. Bu yüzden svastika, Hindistan bölgesinde sıkça görülür.

Birçok bilim adamı bu işareti güneşin sembollerinden biri olarak kabul ederler. Bu araştırmacılara göre Svastika, insanoğlunun güneşle olan iptidai/büyüleyici ilişkisini veya güneş kültünü sembolize eder. İşte bu sebepten ötürü Svastika işareti ile güneş tarifinin birbirine benzemesi hiç de tesadüfî değildir.

Tek Tanrı inancı, büyük çoğunlukla Ön-Türkçe yazıtların içeriğini oluşturur. Bu inanç ve Tanrıya erişme gereksiniminden ateş kültü ve ateş evleri doğmuştur. Bilhassa üzerinde durmak gerekir ki, Ateş kültü, Ateşe tapmak değil, Ateşi tanrıya erişmek için kullanmak demektir. Ön-Türkler, Tanrıdan eş olarak doğduklarına inanırlar, Toplanıp kendi aralarından birini Buğ ( bey-ced) seçerler, bu kişi, halkına kul köle gibi hizmet etmekle yükümlüdür. Ölümünde yeniden toplanan halk Buğ'a ki Buğ, eğer halkına iyi hizmet etmişse, Tanrının kendine lütfettiklerinde başarılı ise, vücudunun ateşe verilmesi hakkını tanır. Ateş evinde yapılan özel merasimle, Buğ' un vücudu yakılır, ruhu Tanrıya vücudunun külleri ya da, yarı yanık kemikleri toprak kaplarda saklanır.

Ateş evleri ve toprak kaplar, Ön-Türkler'in varlığını gösteren en büyük belgelerdir. Hint yada antik Grek kökenli olduğu sanılmaktadır. Ateş kültü Ön-Türklere ait olmakla birlikte, asla Ön-Türkler'in ateşe taptıkları anlamını taşımaz. Bu kültü, canın Tanrıya uçurulması için kullanılan bir "araç" olarak geliştirmişlerdir.

Bu araç, ateş kavramı tarafından sistemleşmiş olduğu için "Ateş kültü" adını almış olup, "OZ" damgası ile anılır.

Ateşle ilgili bir diğer kült ise, "Güneş Kültü"dür. Ateş kültü ile ilişkilidir. Ön-Türkler güneşte, Tanrının kudretini, enerji, ışık kudretini görürler, güneşe tapmazlar, yani hayat veren dört ana kürenin güneş enerjisi ile birlikte birbiriyle etkileşimi sonucunda belirli bir nitelik kazanarak hayat bulduğuna kanaat getirmişler ve bu güneş kültünü Çark-ı Felek ( Svastika ) damgasıyla temsil etmişlerdir.

Bu yazıyı oluştururken Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak'ın TUR' AN YOLUNDA ARAL'IN SIRLARI adlı kitabından yararlandım.